GÜNCEL HABER

102. Yıl dönümü Anısına Millî Mücadele ve Amasya Konulu Konferans Düzenlendi

102. Yıl dönümü Anısına Millî Mücadele ve Amasya Konulu Konferans Düzenlendi

Amasya Kültür Merkezinde yapılan Amasya Genelgesi’nin imzalanmasının 102. Yıl dönümü anısına Amasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Önder Duman, “Millî Mücadele ve Amasya” konulu bir konferans verdi.
Amasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Önder Duman yaptığı konferans konuşmasında; Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, ardından 12 Haziran 1919’da kendisi için oldukça korunaklı bir bölge olan Amasya’ya gelişi hakkında sunum yapan Prof. Dr. Önder Duman şu ifadelere yer verdi; “Milli Mücadele ve Amasya konulu konuşmamda hepinizin çok iyi bildiği klişelerden bahsetmicem.
Şehrimizin birçok noktasında Amasya Genelgesinin öne-mini ve değerini ifade eden Cumhuriyetin doğum belgesi milli mücadelenin strateji belgesi niteliğinde çok güzel dövizler gördüm bunun için ayrıca çok teşekkür ederim.Dolayısıyla bunları çok iyi biliyorsunuz. Ben yerel ve mikro nitelikte şeylerden bahsedicem. Ağırlıklı Milli Müca-delenin arka planında ki Mustafa Kemal Paşanın İstanbul’da geçirdiği altı ay ve sonrasında Amasya’ya gelişi ile ilgili anekdotlar paylaşıcam. 2007 yılında Samsun’da söz-lü tarih görüşmesi yaptığım esnada 102 yaşında bir hanım-efendi konuşmasına “O yıllar Dünya sahipsizdi.” cümlesi ile başlamıştı. Bu cümle aslında 1918’i anlamak için güzel ve yerinde bir ifade.1918 ile ilgili tarih kitaplarımızda söyle bir ifade geçerdi; “Osmanlı devleti 30 Ekim 1918’de mütareke imzaladı.
Aslında müttefikleri yenildiği için kendi de yenik sayıldı.” gibi bir ifade geçerdi. Aslında baktığımız da şunu kabul etmemiz gerekiyor.
Birinci Dünya Savaşı osmanlı tarafından bir mağ-lubiyettir.
Tabiki ortada çok önemli bir Çanakkale Savaşı var. Mustafa Kemal’in bir askeri dehası var. 1918 yılında Kafkasya İleri harekatı var. Türk ordusunun Bakü’ye kadar ilerlediğini biliyoruz ama bu ikisini çıkardığımız zaman totalde karşımıza çıkan şey bir mağlubiyettir.
1918’de mütareke imzalandığında Mustafa Kemal Paşa Suriye’de 7. ordunun başındadır. Aynı gün kendisi Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atanır. Ancak bu görevi sadece yedi gün sürecektir çünkü; diğer bütün üst düzey komu-tanlar gibi mütarekeden sonra ordunun terhisi nedeniyle başkente yani Payitahta( İstanbul) çağırılır ve kendisi 8 Kasım’da Adana’dan trene biner ve 13 Kasım’ İstanbul’dadır. Karşılaştığı manzara ise içler acısıdır çünkü; Haydarpaşa Tren Garında boğazda 61 parçalık bir itilaf donanması göre-cektir. İngilizler, Fransızlar, Yunanlar ve İtalyanlar boğazdan limana asker sevk etmektedir. Mustafa Kemal Paşa gördüğü manzara karşısında Cevat Abbas Gürer yani yaverin hatıralarına bakarsanız der ki Mustafa Kemal Paşa burada “Geldikleri gibi giderler” ifadesini kullanmıştır.
Mustafa Kemal Paşanın 13 Kasım 1918- 15 Mayıs 1919’a kadar geçen altı aylık bir İstanbul günleri var. Biz maalesef ders kitaplarımızda bu altı aylık süreyi es geçiyoruz. Ve şöyle yanlış bir anlatımımız var; Mustafa Kemal Paşa 13 Kasım 1919’da İstanbul’a geldi itilaf donanmasını gördü ve “Geldikleri gibi giderler” dedi ve 15 Mayıs’ta Anadolu’ya Milli Mücadeleyi başlatmak için geçti” biçiminde bir anlamımız var ama aslında bu altı aylık dönem Milli Mücadeleyi anla-manın anahtar dönemidir. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geldiğinde Anadolu’ya geçmek ve Milli Mücadeleyi başlatmak gibi bir düşüncesi yok. Bunu nereden biliyoruz? Mustafa Kemal Paşanın kendisinden. Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk kitabı milli mücadele yıllarındaki kendi ifadesi ile anlatımını biliyoruz ama Nutuk 15-20 Ekim 1927’de bir siyasi partinin 1. büyük kongresinde okunan bir metindir. Cumhuriyet Halk Fırkası kongresinde okunan bir metindir. Ve şöyle başlar; 1919 yılının Mayısının 19’unda Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzarai umumiye:” başlar ve anlatır. Ama öncesini kendi hatırlarından Falih Rıfkı Atay’a anlatmış olduğu hatıralardan. Falih Rıfkı Bey bunları 19 Mayıs veya Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri adlı kitabında bu hatıraları kendisi anlatır.
Mustafa Kemal Paşa orada diyor ki; “Ben İstanbula gittim ve orada temel amacım Teyfik Paşa Kabinesinin kurulmasına engel olmak.” Neden? Çünkü; bir önceki sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa ile İstanbul’da kendisinin harbiye nazırı olarak görev alabileceği bir hükümet kurma düşüncesi içeri-sinde. Ve ayağının tozu ile meclise gidiyor(Meclisi Ebu Sana) Teyfik Paşa Kabinesi güvenoyu almasın diye çaba sarf ediyor. Ancak maalesef kendisine verilen sözler tutulmayacaktır. Ve Teyfik Paşa Kabinesi kurulacaktır. Mustafa Kemal Paşa Hedefinden vazgeçmiyor. Arkadaşları İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Ali Fuat,Refet Bele, Hüseyin Rauf Orbay gibi milli mücadelenin çekirdek kadrosu ile annesinin evinde toplantılar düzenlemiştir. Hatta bu toplantılar takibata uğra-maya başlayınca annesini ve kız kardeşini tehlikeye atma-mak için Şişli’de bir daire kiralıyor ve bu toplantılara orada devam ediyor. Konuşulan konu ise enterasandır. Konuşulan nedir? “Teyfik Paşa Kabinesinin nasıl hükümetten indiririz?”, “Damat Ferit iktidara gelecek bunu nasıl önleriz?”, “Padişah Vahdettin yeni hükümeti nasıl görevden alır?” biçiminde konuşmalar yapılıyor. Hatta bir komite kurup Teyfik Paşa Komitesi indirmek biçiminde bazı konuşmalar dahi geçiyor bu toplantılarda. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz Mustafa Ke-mal Paşa İstanbul’a geldikten sonra bir buçuk,iki ay süre boyunca İstanbul odaklı bir çözüm arıyor. Kafasında henüz Anadolu ile ilgili bir fikir yok. Bir imparatorlukta yaşıyorsu-nuz ve bu imparatorluk yaklaşık olarak Avrupa’nın yarısına kadar gitmiş ama 1699’dan itibaren geri çekilmiş. 19. yüzyılın sonuna gelmişsiniz. Osmanlı-Yunan savaşı olmuş 1897 cepede galip gelmişsiniz ama masada galibiyetini tescil ettiremzemişsiniz.
1911’de Trablusgarp’ta mualip olmuşsunuz. asker bile göndermişsiniz.Kuzey Afrika’daki son toprak parçanızı kaybetmişsiniz.1912-13 yılında Balkan Savaşlarında yıllarca hükmettiğiniz bir coğrafyadan çok acıdır ki mermi dahi atamadan pek çok yerden çekilmek durumunda kalmışsınız ve bir sene sonra 1914 yılında cihan harbine katılmışsınız ve dört yıl süren bir savaş ve bu savaşta da yaklaşık olarak topraklarınızın %60’ını kaybetmişsiniz.
Ve böyle bir ortamda 30 Ekim 1918’de mütareke yapıp savaş bitmiş. Böyle bir ortamda yaşayan ortalama 30-40 yaş-larında ki bir insanın düşüncesi ne olabilir? Mütarekeden iki hafta sonra 13 Kasım 1918’de başkentiniz İstanbul işgal edilmiş, askerleriniz terhis edilmiş,bütün subayarınız İstanbul’da toplanmış ve halk artık savaşmak istemiyor. böyle bir ortamda insanların milli mücadele yapalım, (Hatay) Çukurova da başlayan bu işgalleri bitirelim.
Tekrar mücadele edelim biçiminde bir düşünceyi kendi zihinlerinden geçirebilmeleri çok kolay değildir.
Mütareke İstanbul’unda 1918’de savaş bittikten sonra Mondros mütarekesi belkide Türk tarihinin en kötü mütare-kelerinden( ateşkes) biridir. Çok ağırdır bilhassa 7. madde Osmanlının canına okumuştur. Mutareke 31 Ekim 1918 gazetelerinde adeta sevinç çığlıkları ile karşılanır. “Nihayet savaş bitti.” mantığındadır insanlar.
Milli mücadelenin en önemli karakterlerinden biri olan Halide Edip Adıvar, Ahmet İzzet Paşa ve İsmet Paşa Vizon Prensipleri bir cemiyet kuruyorlar. Karşılığı Amerikan Man-dası yani o dönem ki aydın diye tabir ettiğimiz İstanbul’da oturan “İstanbul Aydınları” denilen Osmanlı aydınlarının ülkenin kurtuluşu için düşündükleri yol Amerikan mandası. Ama diğer tarafta Damat Ferit şöyle diyor; “Karşı tarafa direnmeyelim. Mümkün olduğu kadar 7. maddeyi uygu-lamayalım ve Kuvayi Milliyeyi dağıtalım.” biçiminde tam teslimiyetçi bir çözümü de var Damat Ferit’in yani bir tarafta tam teslimiyetçilik bir tarafta Amerikan Mandası biçiminde bir çözüm. Böyle bir ortamda Mütareke İstanbul’unda insan–ları tekrar mücadeleye sevk etmek, bunu düşünmek ve bunu eyleme geçirmek çok kolay değil. Ve bunu düşünen Mustafa Kemal Paşa ile beraber başka subaylar da var. Bunlardan bir tanesi Kazım Karabekir. Karabekir, Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gitmeden bir buçuk ay önce kendisini Erzurum’a 15. Kolordunun başında atıyor ve kendince çözümü şu; o dönem ki en güçlü kolordu Erzurum’da gideyim oradaki yöre halkı ve askeri birlikle bir şeyler yapabilirim düşüncesi içeri-sinde ve İstanbul’dan çıkmadan vapura binmeden önce Mustafa Kemal Paşaya gidiyor ve diyor ki; “Ben Erzuruma gidiyorum seni de beklerim.” O dönemde Mustafa Kemal paşa biraz rahatsız ve kafasında da bir şeyler var ve diyor ki; “Rahatsızım ama iyileşirsem size katılırım biçiminde geçiş-tirici bir ifadede kullanıyor. Mustafa Kemal Paşa 1919 yılı başında şunun farkına varıyor.
Artık İstanbul merkezli bir çözüm mümkün değil. bir has-sa Tevfik Paşa Kabinesi ve akabinde Damat Ferit Paşa hükümetinin kurulması ile zaten İstanbul’da adeta itaatçi avı başlamış durumda va itaatçi olmak o dönemde vebalı olmak gibi bir durum. İstanbul’da İngilizler ve Ermeniler işbirliği halinde savaş suçlusu adı altında Osmanlı subay-larını, gazetecileri, itaat terakki önde gelenlerini tutukluyorlar ve Malta adasına sürgüne gönderiyorlar. Ve böyle bir ortamda Mustafa Kemal Paşa diyor ki; “Artık İstanbul’da yapılacak bir şey yok” ve bu düşünce içerisinde beklediği fırsat Mart 1919’da geliyor.
İngilizler 1919’da Osmanlı hükümetine bir rota veriyorlar ve diyorlar ki; “Samsun ve çevresinde Türk çeteleri Rumları katlediyor.” ve deniliyor ki; “Eğer gereğini yapmazsanız mütarekenin 7. maddesinden dolayı işgal ederiz.” şeklinde bir rota veriliyor. Damat Ferit Paşa hükümeti bundan telaşlanıyor ve bu esna-da Mustafa Kemal Paşa gündeme geliyor. Neden? Hükümet içerisinde Mustafa Kemal Paşanın iki tane refasansı var. Birisi dönemin Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmet Ali Bey ikincisi ise Bahriye Nazırı Mehmet Ali Bey ile İstanbul’da evinde kaldığı Ali Fuat Paşa vasıtasıyla tanışıyor.
Ali Fuat Paşa’nın kardeşi Mehmet Ali Beyin kızı ile evli dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa Ali Fuat Bey’in evine çok sık gelip gidiyor. Mustafa Kemal Paşa’nın şöyle bir şansı da var 1911 yılında ittatçilerle yolunu ayırmış. İttihatçılar tutuklandığı için Mustafa Kemal Paşa bu dönemde İngilizler için bir tehdit olarak görülmüyor veya görülüyorsa bile öncelikli hedef değil.
Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’nın ittihatçılerle arasının limoni olması da Damat Ferit Paşa Hükümetinin kendisini Samsun’a gönderme aşamasında önemli bir avantaj olarak karşısına çıkıveriyor. Mustafa Kemal Paşa’ya 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği görevi verilir.
O dönemde Mustafa Kemal Paşa’nın önüne çok güzel bir fırsat var.
O dönem ki Osmanlı Genel Kurmayında malesef isimleri çok sarf edilmeyen Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal Paşa’nın ömrü boyunca Genel Kurmay Başkanlığını yapmıştır. O dönemde Harbiye Nazırı diğeride Erkanı Abiye Umu Ye yani Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa (Cevat ÇOBANLI) 1915 Çanakkale Deniz Zaferi kazandıran komutandır. Mustaf Kemal Paşa, hem Fevzi Paşa hemde Cevat Paşa ile 9. Ordu Kıta Müfettişlik görevinin hem tanımı hemde bu müfettişlik görevinin yetkileri ile alakalı belgelerin düzenlenmesinde Mustafa Kemal Paşa’ya çok ciddi yardımları dokunuyor.
Baktığınız zaman bu görevlendirme belgesi ile verilen res-mi görev arasında ciddi fark vardır. Resmi göreve göre Samsun ve çevresindeki illerde asayişi temin etmek ama Mustafa Kemal Paşa Erzurum, Trabzon,Samsun, Kastamonu ve Ankara vilayetleri ile beraber Bitlis, Elazığ, Van vilayet-lerindeki bütün mülki ve askeri makamlara emir verme yetkisine sahiptir. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gittikten sonra Cevat Paşa ile aralarında sadece ikisinin okuyabildiği bir şifre var. Bir ay boyunca birbirlerine şifreli mektup gön-deriyorlar. Mustafa Kemal Paşa 1919’da İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkıyor. O dönemde kendisini karşı-layan vali ve belediye başkanı yok sadece altı gün kalıyor ve o dönem Samsun işgal altında İngilizler var ve İngiliz subay-ları kendisini takip ettiği için kendini bir an önce Havzaya oradan da iç bölgeye atmak telaşı içerisinde Havzadayken özellikle Kurmay Başkanı Kazım Diriyi ve Harekat Şube Müdürü Hüsrev Yerede’yi Amasya’ya gönderiyor. Şehrin önde gelenleri ve Amasya’da önemli bir birlik var 5. Kafkas Fır-kası ve başında da Cemil Cahit Bey (Cemil Cahit TOYDEMİR) var. Onlarla görüşüyorlar ve Mustafa Kemal Paşa Havza’da da kendini çok emin hissetmediği ve ken-disini emniyet altına almak için Amasya’yı seçiyor ve Amasya’ya geliyor. Ve Halk Amasya’da Mustafa Kemal Paşa’yı bağrına basıyor.
Dönemin Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi en çok Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Amasya’da karşılayan heyetin başında olan “Paşam bütün Amasya emrinizdedir” demiştir. Hacı Hafız Tevfik Efendinin yaşı oldukça ileri olmasına rağmen 1920 yılında gönüllüler toplayarak Zile İsyanının bastırılmasında ve hatta Koçgiri İsyanının bastırılması için görev isteyen bir kişidir. Yani sadece Cumhuriyet doğum Belgesi olan Amasya Tamimi için değil aynı zamanda bu bölgenin bir Pontus bölgesi olmaması için savaşan insanlardandır.
Milli Mücadele döneminde Amasya’da bir de basın olayı var. Amasya’da milli mücadele dönemi boyunca üç tane gazete yayınlandığını görüyoruz. Bir tanesi Türközü, bir veya iki sayı yayınlanıyor. Yayınlayan kişi Matbaacı Mehmet Sırrı Bey, Edebiyat muallimi Mehmet Salih Bey ardından bir sayı kadar Yeşilırmak adıyla bir gazete yayınlanıyor ve ardından aynı kişiler Emel Gazetesi yayınlanıyor ve bu gazeteler 1920-28 yılları arasında bir ara adı Hakikat olarak değişsede bu gazeteler milli mücadele döneminde Samsun ve Amasya’da çıkan çok önemli ve değerli bir gazetedir. Bunun sadece bir kaç nüshası Türkiye’de bildiğim kadarıyla tam nüshası Rusya’dır.
Başta Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere şehit-lerimiz başta olmak üzere bu ülke için can veren herkesi saygı ve hürmetle anıyorum”diye konuştu
Amasya Belediyesi Kültür Merkezinde gerçekleşen Konferansa, Amasya Vali Yardımcısı Bekir Sıtkı Dağ, Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı, Basın Mensupları, kamu kurum kuruluş ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.
Program sonunda Amasya Vali Yardımcı Bekir Sıtkı Dağ ve Amasya Üniversite Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı, Prof. Dr. Önder Duman’a teşekkür ederek çiçek ve sertifika takdim etti.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı