GÜNCEL HABER

Türk Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Kamil Terzi;

Çocuklarımızı Dijital Bağımlılıktan Kurtaralım

Türk Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Kamil Terzi, eğitim-öğretim yılının sona ermesi ilgili açıklamada bu-lundu.
Başkan Kamil Terzi yaptığı açıklmasında şu ifadelere yer verdi; Eğitim-Öğretim Yılı Sona Ererken; Çocuklarımızın bir-kaç saatlik tek bir üniversite sınavıyla kaderlerinin belirlen-mesini doğru bulmuyor, lgs sonuçlarının da tüm yönleriyle ele alınmasını, fırsat eşitsizliğinin giderilmesini istiyoruz di-yen Terzi; “2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı salgının yarattığı tahribatlar sona erdi. Ne yazık ki bu eğitim-öğretim yılında çocuklarımız sağlıklı bir şekilde yüz yüze eğitim alamadı. Okullar bir açılıp bir kapanırken, eğitim-öğretim faaliyetleri ağırlıklı olarak çevrimiçi yürütüldü. Öğretmenlerimiz ise yine fedakarlıklarıyla, azimli ve özverili çalışmalarıyla, uzaktan eğitim sürecine hızlı şekilde uyum sağlamaları ile takdir kazandı.
Bilindiği gibi bu dönemde yoğun bir aşılama çalışması sürdürülüyor. Eylül ayına kadar toplumumuzda ciddi bir aşılanma oranına ulaşılacağını düşünüyoruz. Bu minvalde önümüzdeki eğitim-öğretim yılından umutluyuz. Bek-lentimiz; geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın öğretmenleri ile birlikte yeniden okullarında yerlerini al-ması, okul bahçelerinin çocuk sesleri ile dolup, taşması, öğrenme kayıplarının telafi edilerek, aynı zamanda yeni dönemde sağlıklı bir eğitim-öğretim faaliyetlerinin sürdürül-mesidir” şeklinde konuştu. ÇOCUKLARIMIZI DİJİTAL BAĞIMLILIKTAN KURTARALIM.
Bu eğitim-öğretim yılının en büyük sorununun yüz yüze eğitim yapılamaması olduğunu kaydeden Terzi;” Öğretmenler fedakarca görev yapsa da, öğrencilerde öğrenme kaybı oluşmaması için büyük çaba sarf etse de, ne yazık ki online eğitim yüz yüze eğitimin yerine geçme-mektedir. Çocuklar bu dönemde akranlarıyla sosyalleşe-memiş ve buna bağlı olarak sosyal ortamı online alanlarda yaratmış ve dolayısıyla dijital bağımlılık artmıştır. Çocuklarımızda dikkat ve motivasyon, ders disiplini azal-mış, online derslere katılımda da düşüş gerçekleşmiştir. Bu süreçte ders notları ile ilgili esnek yaklaşımlar öğren-cilerin derse ilgisini kaybetmesine yol açmıştır. Elbette olağanüstü bu süreçte koşulların olağan olmasını bek-lemek hayalperestlik olur.
Eğitim-öğretim yılı sona ererken ve iki ay sürecek yaz tatili çocuklarımızı beklerken, ebeveynlerin çocuklarının bu yaz dönemini dolu dolu ve verimli geçirmesini sağla-maları önemlidir. Çocuklarımızın dijital dünyadan uzak tutularak, kültürle, sanatla, sporla vakit geçirecekleri ve bol bol temiz hava alarak özgürce oynayabilecekleri ortam yaratmaları ve bu anlamda hazırlanmış olan okullarımızın imkânlarından faydalanmaları çocuklarımızın hem beden hem ruh sağlığı açısından çok önemlidir” dedi.
TÜM EŞİTSİZLİKLERİ ORTADAN KALDIRMADIKÇA NE LGS’DE NE YKS’DE ÖĞRENCİLERİN BAŞARILI OLMASINI SAĞLAYAMAYIZ.
Terzi; “LGS sonuçları açıklandı. Ancak sonuçlar ne yazık ki başarı oranının düşük olduğunu ortaya koydu. Gerek testlerdeki doğru cevap sayısı ortalaması gerekse öğrencilerin yüzde 62,17’sinin 200-299 puan aralığında yer alması, sadece yüzde 5,61’inin 400-500 puan aralığında bulunması ülkemizdeki eğitim sisteminin, okullardaki imkanlardan kaynaklı nitelik farkının, müfredatın yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Öte yandan elbette salgın nedeniyle öğrencilerin yüz yüze eğitimden mahrum kalması sınav sonucuna yansımıştır. Yine bu yıl sınava katılım oranı yüzde 83 düzeyinde olması da dikkat çekicidir. Buna yüz yüze eğitim alamadığı için yeterli düzeyde hazırlanmadığını düşünen adayların sınava girme-mesi ve bazı il milli eğitim müdürlüklerinin ilin başarısını düşürmemesi için hedefi olmayan öğrencilerin LGS’ye katıl-maması yönündeki telkinlerinin de etkili olduğunu düşü-nüyoruz.Peki LGS’de başarı oranını artırmak için önerimiz nedir? Her bölgede, ilde, ilçede, semtte, mahallede okullar arası eği-tim farklılıklarını ortadan kaldırmak çok önemlidir. Aynı mahallenin bir okulunda öğretmen açığı varken, diğer okul-da öğretmen açığı yoksa ya da bir okulda spor salonu, bilgi-sayar odası, atölye, kütüphane varken, diğer okulda yoksa, bir okulda sınıflar kalabalıkken, diğer okulda sınıf mevcudu 20 ise, bu eğitimde eşitsizliği kaçınılmaz kılmaktadır. Yapıl-ması gereken mesleki ve teknik eğitimi teşvik etmek, bu okulları özendirecek tedbirler geliştirmek, lise sayısını ve dolayısıyla kontenjanları artırmak, okulları gerekli alt yapı ve teknik imkânlarla donatıp, eğitimin en önemli enstrüma-nının yani öğretmenin okullarda eksiksiz sayıda yer almasını sağlamaktır. Sınav sonuçlarında da görüldüğü üzere ailelerin sosyo-ekonomik durumu iyileştikçe çocukların başarı oranı artıyor, dezavantajlı durumdaki çocuklarımızın ise şansı azalıyor, o halde eğitimde fırsat eşitliğini tam anlamıyla sağlayarak sosyo-ekonomik durumu yeterli olmayan ailelerin çocuklarını destekleyebiliriz. Tüm bu hususlar hayata geçirildiğinde LGS’de başarılı olamayan öğrencilerimiz kendi mahallesindeki okullara diğer okullarla eşit imkânlara sahip olduğunu bilerek gönül rahatlığıyla yerleşecektir. Öte yandan şu uyarıda da bulunmak istiyoruz. Hatır-lanacağı üzere geçmiş yıllarda LGS tercihlerinin ardından bazı Anadolu liselerinde kontenjanın iki katı hatta daha faz-la öğrenci kayıtları olmuş bu nedenle okullar ikili öğretime geçmiştir. Bazı liselerde de öğrenci alımı kontenjanların çok altında kalmıştır. Bu yıl da benzer sorunların yaşanmaması için MEB mutlaka tedbir almalıdır.
ÖĞRENCİLERİN TÜM HAYATININ TEK BİR MERKEZİ SINAVA GÖRE TAYİN EDİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR.
YKS de tıpkı LGS gibi salgının yarattığı olumsuz tah-ribatın gölgesinde yapıldı diyen Başkan Terzi; “Çocuklarımız bu sınavlara zor psikolojik koşullar altında hazırlandı. Buna rağmen sınavlarda, özellikle YKS’de soruların zorluk derece-sinin arttığına dair görüşler öne çıktı. Çocuklarımız okul-larda sağlıklı bir şekilde yüz yüze eğitim almamışken, sına-vın zorluk düzeyinin artması çocuklarımızın moral ve moti-vasyonlarını bozdu. Bunun ardından da üniversite sınavının kaldırılması tartışmaları alevlendi. Öncelikle Türk Eğitim-Sen olarak üniversite sınavlarının kaldırılması gerektiğini yıllardan beri ifade ediyoruz. Çünkü çocuklarımızın kade-rinin ve tüm meslek hayatının birkaç saatlik tek bir sınava bağlı olması hem onlar için stresli ve yorucu hem de motivasyonlarını düşüren bir durumdur. Bu noktada üniver-siteye girerken ölçme değerlendirme yapılmasın demiyoruz. Elbette eğitimin her aşamasında kademeler arası geçişte sağlıklı bir ölçme değerlendirme yapılmalıdır. Ancak öğrenci-lerin tüm hayatının tek bir merkezi sınava göre tayin edil-mesi doğru değildir. Tek bir merkezi sınavı kaldırmak için de belli şartların olgunlaşmış olması gerekir.
Şöyle ki; Mesleki ve teknik eğitimi güçlendirmek, öğrenci-lerin okullarını bitirince iş sahibi olmalarını sağlamak, yani onlara istihdam garantisi vermek, bu alana yatırım yapmak, nitelikli hale getirerek başarılı öğrencilerin mesleki okulları tercih etmesini sağlamak çok önemlidir. Ayrıca meslek lise-lerinin binaları, ekipmanları, alt yapısı bölgenin ve sektör-lerin ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmalıdır.
Mesleki teknik eğitimin özendirilmesinin yanı sıra ikinci öncelikli husus eğitimin her kademesinde öğrencilerin sağ-lıklı yönlendirilmesinin sağlanmasıdır. Öğrenciler bilinçsiz ya da hedeflerinden uzak şekilde sadece üniversite okuyarak diploma sahibi olmak için motive edilmemeli, doğru bir stra-tejiyle yeteneğine, ilgisine, hedeflerine uygun şekilde yükseköğretime yönlendirilmelidir.
Son olarak kademeler arası geçişte sağlıklı ölçme değer-lendirme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeler, hem akademik yeterlilikleri ölçecek hem de öğrencinin ilgi ve yeteneklerini keşfedecek ve destekleyecek nitelikte olmalıdır.
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK UYGULAMASINI KAL-DIRIN!
Eğitimin en önemli sorunlarından bir diğeri öğretmen açı-ğıdır. Türk Eğitim-Sen’in bu konudaki çarpıcı araştırması önümüzdeki yıla da projeksiyon tutmaktadır ifadelerini kul-lanan Başkan Terzi; “ Türk Eğitim-Sen’in 81 İl Valiliğinden aldığı resmi rakamlara göre ülkemizde öğretmen açığı 109 bin 616, ücretli öğretmen sayısı da 69 bin 326’dır. Bu rakam-lar pandemi koşullarında ortaya çıkan rakamlardır. Şayet okullar açık olsaydı, normal şartlarda eğitim-öğretim yapıl-saydı, hem ücretli öğretmen sayısı hem de öğretmen açığı çok daha fazla olacaktı. Geldiğimiz noktada ücretli öğretmenlik adeta asal istihdam modeli haline getirilmiştir. Bu modelden kökten kurtulmamız şartken, her geçen yıl artarak sürdü-rülmesi eğitimin sağlıklı işleyişini baltalamaktadır. Bu insanlar güvenceden yoksun şekilde karın tokluğuna çalış-tırıldığı gibi açık öğretim mezunları ya da meslek yüksek-okulu mezunları dahi ücretli öğretmen olarak görev yapabil-mektedir. Eğitimde yapılan en büyük yanlışlardan birisi üc-retli öğretmen görevlendirmesidir” şeklinde konuştu
EŞ DURUMU MAĞDURU ÖĞRETMENLER İL/İLÇE EMRİ İSTİYOR.
Türk Eğitim-Sen sadece ücretli öğretmenliğin değil, sözleşmeli öğretmenliğin de yanlış bir istihdam modeli oldu-ğunu düşünmektedir. Sözleşmeli öğretmenler kadrolu öğret-menlerle aynı haklara sahip değildir. Özellikle sözleşmeli öğretmenlerimiz tayin noktasında ciddi sorunlar yaşamak-tadır. 3 yıl sözleşmelilik süresi dolmadan tayin hakkı isteme-mekte, bu da onların aile bütünlüklerini zedelemektedir. Çocuklarından, eşlerinden ayrı yaşamak zorunda bırakılan, onlara hasret kalan öğretmenlerimiz 3 yıl boyunca çile çeker gibi aile hasreti çekmektedir. Üstelik süresi dolduğunda tayin hakkına sahip olsalar dahi istedikleri yerde kontenjan doluysa yine süresiz şekilde beklemek zorunda kalmaktadır. Tayin sorunu aynı il içinde aralarında kilometrelerce mesafe bulunan ilçelerde yaşamak zorunda bırakılan öğret-menlerimizi de vurmaktadır. Örneğin Mersin merkez ile Bozyazı ilçesi arası 197 kilometredir. Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesi ile Pazarcık ilçesi arası 170 kilometredir. Öğretmenler bu kadar mesafeyi aynı gün kat etmeyecek-lerine göre ayrı ev açarak, ayrı yaşamak zorunda bırakıl-maktadır. Bu kapsamda il içi tayinlerde 50 kilometre sınırı, il/ilçe emri ya da becayiş hakkı getirilmesi öğretmenlerin tayin sorunlarının çözülmesine önemli bir katkı sağlayacak-tır.
EĞİTİMİN TEK ÇIKAR YOLU: KADROLU İSTİHDAM
Terzi; “Öğretmen odalarında ücretli, sözleşmeli, kadrolu şeklinde bölük pörçük edilmiş bir öğretmen istihdam yöneti-mini istemiyoruz. Aynı işi yapan öğretmenlerin aynı statüde istihdam edilmesi hem hakkaniyet açısından hem de eğiti-min geleceği açısından çok önemlidir. Bu düşüncelerle ücretli ve sözleşmeli öğretmenliğin ivedilikle kaldırılmasını, tüm öğretmenlerin sadece kadrolu olarak istihdam edilmesini, mülakatın kaldırılarak, öğretmenlerin KPSS puan üstün-lüğüne atanmasını istiyoruz.
Yeni eğitim-öğretim yılında okullar öğretmensiz, çocuklar telafi eğitimden yoksun kalmasın, ek 60 bin atama yapılsın!
Öğretmen atama sayısının yetersizliği bu eğitim-öğretim yılının en öncelikli sorunlarındandır. Şayet önlem alınmazsa yeni eğitim-öğretim yılında bu sorun daha da katlanacaktır. Bilindiği gibi 2021 yılı için 20 bin kontenjan belirlenmişti. Sendikamızın yaptığı araştırmaya göre ülkemizde norm kad-ro açığı 109 bin 616’dır. Ki bu açık, yüz yüze eğitim yapılma-masına rağmen oluşan bir açıktır.
Öte yandan öğretmen açığı yukarıda da belirttiğimiz üzere hiç de sağlıklı ve verim-li olmayan bir yöntemle yani ücretli öğretmenler eliyle giderilmeye çalışılmaktadır.
Ayrıca 2019-2020 eğitim öğretim yılı sonunda emekli olan ve 2021 Temmuz’da emekli olacak öğretmenlerimizin sayısı 40 bin civarında olacaktır. İşte tüm tabloya baktığımızda öğretmen fazlalığının olmadığı gibi, 20 bin atama sayısının da emekli öğretmenlerin yerini dahi dolduramayacağını görüyoruz. Bizim ülkemizin genç mezunlar açısından inanıl-maz bir potansiyeli bulunmaktadır. Pırıl pırıl gençlerimiz eğitim fakültelerinden mezun olup devlet kapısında meslek-lerini yapmayı beklemektedir. 500 bini aşkın atama bekleyen öğretmenimiz varken bu potansiyeli değerlendirmek ve öğretmen açığının devam etmesine göz yummak doğru değildir. Yapılması gereken öncelikle yeterli sayıda öğretmen ataması yapmak ki bu bize göre en az ücretli öğretmen sayısı kadar olmalıdır ardından atama bekleyen öğretmenlerimizi örneğin; destekleme ve yetiştirme kurslarında, etütlerde, telafi eğitimlerinde ya da pansiyonlu okullarda belletici öğretmen olarak değerlendirebilmeliyiz. Üstelik pandemi dönemi kayıplarını gidermek ancak ve ancak öğretmenlerle mümkündür. Telafi eğitimlerinin başladığı, öğrencilerimizin öğrenme kayıplarının giderilmesinin hedeflendiği bu dönem-de ek atama kaçınılmazdır. Türk Eğitim-Sen’in belirlenen 20 bin atama dışında yeni eğitim-öğretim yılı başlayana dek ek 60 bin atama yapılmasına dair net bir duruşu vardır. Bu konuda MEB’den ek atama müjdesi bekliyoruz” dedi.
Son olarak Başkan Terzi açıklamasında; ”Yönetici atama-larında mülakat mutlaka kaldırılmalı, tüm yöneticiler yöne-tici atama sınavından aldığı puana göre atanmalıdır. 2014 yılından beri garabet bir uygulamanın hüküm sürdüğü yöne-tici atamalarında “hak”, “hukuk”, “liyakat”, “ehliyet” kav-ramları yeniden hayat bulmalıdır. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk göreve geldiği günden bugüne kadar yöne-tici atamalarında puan üstünlüğüne göre hareket etmek-tedir, sözlü sınav puanları da yazılı sınav puanına mütenasip şekilde verilmektedir. Bu konuda Bakan Selçuk’a iyi niyetli yaklaşımından dolayı teşekkür ediyoruz. Ancak irade değiş-tiğinde uygulamanın da değişebileceği gerçeği göz önüne alınmalı ve yönetici atama mevzuatı mülakatı kaldıracak ve yazılı sınav puanını esas alacak şekilde değiştirilmelidir. Yönetici atamalarında sözlü sınav kaldırılmalı, tüm yöne-ticiler sadece yazılı sınav sonuçlarına göre atanmalıdır.
Proje okullarının da Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici Ata-ma ve Öğretmen Atama Yönetmeliğine bağlı olması öncele-diğimiz konular arasındadır. Çünkü bu okullara hem yöne-tici hem de öğretmen atamaları adeta herhangi bir kritere bağlı olarak yapılmamaktadır. Türkiye’nin en başarılı çocuk-larının okuduğu bu okullarda hüküm süren keyfiyete son vermek Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevidir. Siyasi il, ilçe başkanlarının bile müdahil olduğu proje okullarında yan-daşlık anlayışı ile mücadele etmek bizim görevimiz olmalıdır. Proje okulları ne Papua Yeni Gine’nin okullarıdır ne de Tan-zanya’nın. Üstelik bu okullara yapılan keyfi atamalar netice-sinde okullar kötü yönetilmekte, başarıları gölgelenmektedir. Bu okullara yönetici atamaları MEB Yönetici Atama Yönet-meliğine bağlı olarak gerçekleştirilmelidir.
Bilindiği gibi Öğrenci Andı ile ilgili gerekçeli karar açık-landı. Sendikamızın taraf olduğu davada gerekçeli karar incelendiğinde, andın anayasaya uygun olduğu, eğitim-öğre-tim materyali olarak kullanıldığı, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun amaçları ile örtüştüğü ifade edilmiş, an-dın okutulup okutulmamasının MEB’in tasarrufu olduğunu bildirilmişti. Biz de bu kararın ardından MEB’e çağrıda bulunarak, Öğrenci Andını yeniden çocuklarımıza armağan etmesini istemiştik. Hatta şu çağrıda da bulunuyoruz: MEB, gerekçeli kararın satır aralarını iyi okumalı, andın kal-dırıldığı yıllardaki konjonktürün değiştiğini, yani açılım saçmalığının artık sona erdiğini göz önüne almalı ve yeniden Öğrenci Andının okutulmasını sağlamalıdır. Ancak bu şekil-de çocuklarımız andın amaçlarını anlayabilir ve muhtevasını özümseyebilir. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılında çocuk-larımıza verilecek en büyük hediye Öğrenci Andının okullar-da yeniden okutulması olacaktır.Yardımcı Hizmetler Sınıfına yüklenen angarya işler çalışanların moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemektedir. Görev tanımı olmadan çalıştırılan bu personele kalorifer yakma, bahçe temizliği, güvenlik vb. birçok iş verilmektedir. Bu noktada yapılması gereken yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımının yapılmasıdır. Ardından talebimiz; yardımcı hizmetler sınıfının bir defaya mahsus olmak üzere öğrenim durumlarına uygun bir şekilde genel idari hizmetler kadrosuna alınmasıdır. Üstelik şunu da belirtelim ki; bu dönemde yardımcı personel açığı had safhaya ulaşmıştır. Kendi personel sayısının yetersizliği nedeniyle dışarıdan hizmet alan MEB özellikle covid riski nedeniyle yeni eğitim-öğretim yılında yardımcı personel sayısını artırmak şarttır. Bakınız; okullarımızda görevli İŞKUR personellerinin 20 Haziran’da işlerine son verildi. Taşerondan kadroya geçirilen personel de 15 Haziran-14 Ağustos tarihleri arasında zorunlu izne çıkarıldı. Okullar kendi ihtiyaçlarını okul aile birliği eliyle gidermeye çalışır-ken, hiçbir ek gelirleri yokken okullarımızın temizlik ve güvenlik hizmetleri nasıl yürütülecek? Bu soruna çözüm bulunması ve yeni eğitim-öğretim yılına hijyen önlemleri açısından tam donanımlı başlanabilmesi için kadrolu yardımcı hizmetli personel alımı şarttır” ifadelerine yer verdi

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı